SÖZLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SÖZLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2026 Cuma

GÜNÜMÜZ İNSANI

Amerikalı etolog (Canlıların davranışlarını doğal ortamları içinde inceleyen bilim insanı) John Calhoun’un “25’inci Evren” deneyinde her şeyin hazır olduğu bir ortamda canlıların nasıl davrandığını gözlemlemek ister.

Denek olarak kobay fareleri kullanır ve bunun için kusursuz bir düzen kurulur. Bol yiyecek vardır, su sınırsızdır, yuva yapmak için malzeme fazladır, alan geniştir. Yani fareler için bir tür cennet. Bu ortama yalnızca dört çift fare bırakılır.

Başlangıçta her şey yolundadır. Fareler hızla ürer. Nüfus yaklaşık her 55 günde bir ikiye katlanır. Ancak deneyin 315’inci gününde fare sayısı 600’e ulaştığında sosyal düzen bozulmaya başlar. Gruplar oluşur, hiyerarşi başlar.

İdeal koşullarda normalden daha uzun yaşadıklarından yaşlı ve güçlü olanlar çoğu alanı işgal eder, gençlere yer bırakmaz. Bazı genç fareler yaşlılar tarafından dışlanmaya başlar. Dışlanmış erkeklerin psikolojileri bozulduğundan eşlerini korumayı bırakırlar. Ardından saldırganlaşırlar.

Mecbur kalan dişiler yavruları savunur. Ancak bir süre sonra dişiler de değişmeye başlar. Kendi yavrularına şiddet uygular, hatta öldürürler. Doğurganlık hızla düşer. Genç fareler arasında ölüm oranı artar.

Bu süreçte yeni bir fare tipi ortaya çıkar, “Güzeller”. Bu erkek fareler kavga etmez, çiftleşmeyi reddeder, alan savunmaz. Sadece yer, içer ve kendilerini temizlerler. Sosyal ilişkiden ve sorumluluktan tamamen çekilmişlerdir. Zamanla ‘güzeller’ ve ‘inzivaya çekilen dişiler’ çoğunluk haline gelir. Artık doğum yoktur. Genç farelerin yaşama şansı sıfırlanır.

Yiyecek hâlâ bol olmasına rağmen yamyamlık başlar. Çiftleşme durur. Sosyal bağlar kopar. Deneyin sonunda, 1780’inci günde Fare Cenneti’ndeki son fare de ölür. Ortam kusursuzdur ama yaşam bitmiştir.

Calhoun bu deneyi 25 kez tekrarlar. Sonuç her seferinde aynıdır. Sürekli rahatlık, canlıyı yaşatmaz. Mücadele ortadan kalktığında, yaşam sevinci de çözülür.

16 Ağustos 2024 Cuma

EN AZ YETERLİDİR






İnsan olarak var olmamız en büyük mucizedir. Tüm varlığı düşününün. Milyarlarca galaksiyi…

Öyle küçücük Samanyolu Galaksisi’ni bir şey zannetmeyin. Hele hele güneş sisteminin şanslı tozu yeryüzümüzü hiç!
Yaşadığımız süre hiç yıl kadardır varlıkta!

Varlığın kaotik oluşumu ve evrim süreci sonunda insansılardan insana varmıştır doğa. Biz de bu türün bugün yaşayan şanslı bireylerindeniz.
Ama en beceriklisi, en şımarığı ve en haşarısıyız da. Doğanın narsist ürünüyüz kısacası.
“Kültür, doğada olmayan ve insanlığın doğaya kattığı şeylerdir” Marks namlı filozof doğru demiş.
İşte en kötü kültürümüz de mülkiyet kültürüdür.

Hele en beteri de gelinen aşamada doğayı da mülkiyetlerine katmak isteyenlerin sermayeci çabalarıdır.
Emek sömürüsü ve ülkeleri sömürgeleştirdikleri yetemezdi. Çünkü sınırsız büyümeye mahkumdurlar bu kültürlerinin gereğidir.
Onlar doğayı sermayelerine katmaya başlamadan önce de emeği köleleştirdiler. Sömürgeleştirdikleri ülkelerde yapmadıkları zulüm, işkence, ahlaksızlık kalmadı…
O şatafatlı ülkelerini ve pek bir hayran olduğumuz yaşamlarını Afrika’da, Asya’da, Lâtin Amerika’da, Ortadoğu’da döktükleri kanlara ve yaptıkları insanlık dışı zulümlere borçludurlar.

İyi de biz onların arzularına neden boyun eğiyoruz? Propagandaları, algı operasyonlarıyla yönlendirilmemize neden kanıyoruz? Atadıkları; bizim de seçtiğimizi zannettiğimiz iktidarlarına neden inanıyor, boyun eğiyoruz?

Tüketin, daha çok tüketin, ama çok çok tüketin diyorlar. Gereksiz bir yığın nesneyi mutlaka edinmemiz, sahiplenmemiz, tüketmemiz zorunluymuş gibi davranıyoruz.

Evlerimizdeki eşyaların esirleri olmuşuz! Alıp da kullanmadığınız ne kadar çok eşyanız var değil mi? Adım attırmıyorlar, yaşanacak, kullanılacak alan bırakmıyorlar…
Dolaplarınız giymediğiniz giysilerle dopdolu değil mi? Kaç çift ayakkabınız var? Kaç spor ayakkabısına sahipsiniz?
Oysa her biri için mucizevi yaşamlarımızdan saatler, günler, aylar, yıllar veriyoruz.

Sermayeciler de bize “programlanmış tüketim” anlayışlarıyla belirli süre kullanıp atacağımız ürünlerini sunuyorlar. Biz de alarak onları büyütürken yaşamlarımızı anlamsızlaştırıyoruz.

Gezmeye, insanca yaşamaya, doğayla buluşmalara ayırabileceğimiz ömürlerimizi, onların sermayelerine ve konfor içinde yaşamalarına adıyoruz.
Gelip geçiyoruz… İşe yaramayan ve kullanılmayan eşyalar da geride çöpler olarak kalıyorlar. Kalmasalar da bir müddet sonra onlar da ömürlerini tamamlıyorlar.
Niçin vardınız? Yaşamınızın anlamı neydi? Ne gördünüz, ne yaşadınız?
Tükettiniz hep tükettiniz! Onların sermayelerini büyütmek ve konforlu yaşamaları için yaşamınızı çöpe attınız!
En az ile yetinmeyi bilmek gerek. Yaşamak için gerekli olan kadarıyla…
Emeklerimizi nitelikli ve özgür yaşamlarımız için harcamalıyız.

Yaşamlarımızı anlamlı kılar bu. Sade ve onurlu yaşamlarımız olur. Eşyalarımız değil biz değerli oluruz; beğenilen eşyalarımız değil biz oluruz.
En önemlisi doğaya döner, doğal yaşarız. Eşya edinmek, mal mülk sahiplenmek için değil de anlamlı ve özgür yaşarız.
Gerçek dostlarımız olur; az ve öz…

Yoksa ömrümüz sermayedarların tutsağı olarak ve borç ödeme çabalarımızla heba olur gider…
En azla yetinebilmeli ve doğallaşmalıyız! Bu saygınlık ve özgürlüktür de…

Alıntıdır. Ertuğrul Barka

28 Ağustos 2020 Cuma

TÜRKÜ

Ah bir ataş ver
Cigaramı yakayım
Sen sallan gel
Ben boyuna bakayım
Sen sallan gel
Ben boyuna bakayım
Uzun gemilerin direği
Çatal olur efelerin yüreği
Ah yanık olur anaların yüreği
Ah vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Çatal olur efelerin yüreği
Ah yanık olur anaların yüreği
Bu gün bu türküye taktım döndürüp döndürüp bunu dinliyorum. 
bazen bazı melodileri dinlediğim zaman iyi ya da kötü anılarım canlanıyor. 

29 Mayıs 2020 Cuma

YALNIZLAR TRENİ

Koronadan dolayı işe araba ile gelmem gerekiyor. genelde arabada çok müzik dinleme alışkanlığım yoktur. Bu sabah nereden estiyse radyoyu açtım kanal ararken Sibel Can'ın sesini duydum burada kalsın dedim.Yalnızlar Trenini çalıyordu daha önce duysamda o kadar çok tesir etmemişti. işe gelince internetten buldum şimdi tekrar tekrar dinliyorum. sözleri de hoşuma gitti.
Nöbetçi sevgilim
Olamam doğrusu
İkimize bir dünya
Yetmiyor mu?
Ben kendime ait
Sen kendine buyruk
Üç yanlıştan bir doğru gitmiyor mu?
Bu yalnızlar treni
Ne bitmeyen senfoni
Git ama git unut
Beni beni beni
Benim için kolay
Unuturum gider
Kalbim affetmez seni
Aman bırak imkânsız olsun
İnceldiği yerden kopsun
Ne senin yüzün güldü
Ne içime sindi
Olmayınca olmuyor
Payıma yalnızlık düştü
Kader hep beni çizdi
Gülmedi mi gülmüyor
Ne senin yüzün güldü
Ne içime sindi
Olmayınca olmuyor
Payıma yalnızlık düştü
Kader hep beni çizdi
Gülmedi mi gülmüyor
Sen hiç hayallerinden
Vazgeçtin mi aşk için?
Kanlı bıçaklı oldun mu gönlünle?
Hadi affettim farz et
Hadi unuttum farz et
Nasıl hesap veririm ben kendime?
Bu yalnızlar treni
Ne bitmeyen senfoni
Git ama git unut
Beni beni beni
Benim için kolay
Unuturum gider
Kalbim affetmez seni
Aman bırak imkânsız olsun
İnceldiği yerden kopsun
Ne senin yüzün güldü
Ne içime sindi
Olmayınca olmuyor
Payıma yalnızlık düştü
Kader hep beni çizdi
Gülmedi mi gülmüyor
Ne senin yüzün güldü
Ne içime sindi
Olmayınca olmuyor
Payıma yalnızlık düştü
Kader hep beni çizdi
Gülmedi mi gülmüyor
Ne senin yüzün güldü
Ne içime sindi
Olmayınca olmuyor
Payıma yalnızlık düştü
Kader hep beni çizdi
Gülmedi mi gülmüyor
Ne senin yüzün güldü
Ne içime sindi
Olmayınca olmuyor
Payıma yalnızlık düştü
Kader hep beni çizdi
Gülmedi mi gülmüyor

10 Mayıs 2020 Pazar

HÜZÜN

hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir,
gönlümün kıyısına vurur
aşınan kayalar gibi ruhum
suskun,yorgun,öylece durur
ıslak kumlara yazılmış hikayeler
ummana karışır, silinir yavaş yavaş
her dalga ömrümden bir şeyler koparır
ağır ağır sönen gönlüm,
sakin koyları özler
son kum tanesini alana kadar
hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir.
La tahsen
"Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden...
Güldür yüzünü yeniden...
Gözlerinin içine, içine bak sevdiklerinin.
Rabb’in seni unutup yalnız bırakmadı ki…”

15 Nisan 2020 Çarşamba

CİĞERCİNİN KEDİSİ

Orhan Veli'den paylaşmak istedim bu günde.....
uyuşamayız seninle yollarımız ayrı;
sen ciğercinin kedisi ben sokak kedisi;
senin yiyeceğin kalaylı kapta;
benimki aslan ağzında;
sen aşk rüyaları görürsün, ben kemik
ama seninki de kolay değil, kardeşim;
kolay değil hani;
böyle kuyruk sallamak tanrının günü.



13 Nisan 2020 Pazartesi

DOSTOYESKİ...



Dostoyevski hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkûm tarafından tekmelendiğini gözlemler. Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır. Dostoyevski bir gün köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar. Köpek şaşkın şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar. O günden sonra köpek Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar.Ruhu köleleştirilmiş bu köpek bir sevgi açıdır. Bu durum insanlar için de geçerlidir. Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler. Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder. Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız onlar için bir beklentidir. Sizi gözlerinde yüceltirler. Eşit ve iyi davrandığınızda ise onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer...
Dostoyevski’den yeni duyduğum bu söz ne kadar anlamlı...
Uzaktan hayran olduğunuz birisi ile asla tanışmayın" der 
Ve 
Ekler 
"ya kalbiniz ya da elleriniz boş kalır."