23 Nisan’ın ertesi günü bakkala gittiğimde, bakkalcı çocuk “Abla, bir yabancı kedi geldi, gece burada doğum yaptı” dedi. İçim bir anda telaşla doldu, “Nerede?” diye sordum. Tezgâhın arkasında, bir kartonun içinde kapkara, minicik bir bebek dünyaya gelmişti. Çocuk da anne kedi aç kalmasın diye önüne yaş mama koymuştu ama belli ki çok zor doğum yapmıştı… çok yorgundu, çok bitkindi.
Perdeyi aralayıp baktığımda anne kedi bana sırtını dönmüştü. Sanki dünyadaki her şeyi unutmuş gibiydi. Kısacık bir bakış attı bana… o bakışta hem yorgunluk hem de bir anne olmanın telaşı vardı. Sonra hemen yavrularına döndü. O an içim eridi.
Eve geldim, anneme anlattım. “Ben bunu alayım mı?” dedim. “Al bakalım” dedi. Ben de onları, o küçücük hayatları, kutularıyla birlikte eve getirdim. İşe gitmem gerekiyordu, içim hiç rahat değildi. Altlarına bir havlu koyup çıktım. O gece hava çok soğuktu… Sabaha kadar ağladılar. O ses hâlâ kulaklarımda… sanki yardım ister gibiydiler.
Akşam geldiğimde içimde bir suçluluk vardı. Hemen yerlerini daha güzel hazırladım. Yumuşacık bir minder yaptım, kapılarına bez astım, karanlık, sıcak ve güvenli bir yuva kurmaya çalıştım. Anne kediyi doyurdum, sevdim. Biraz huzurlu gibiydiler… ben de “Artık iyiler” diye kendimi teselli ettim.
29 Nisan gecesi… O gece bir şeyler farklıydı. Bebek durmadan ağlıyordu. İçimde kötü bir his vardı. Kalkıp baktım ama anlayamadım. Anne emmiyordu, yavru huzursuzdu. “Herhalde sancısı var” dedim, kendimi yine teselli ettim… ama içimdeki sıkıntı hiç geçmedi.
Sabaha karşı, saat 4.30-5 gibi… anne kedi yavrusunu ağzında benim yatağıma getirdi. O an kalbim sıkıştı. “Neden bana getiriyor?” diye düşündüm. Elime aldım… ve o an her şey durdu. Bebeğin buz gibi olduğunu hissettim.
Ölmüştü.
İçimde bir şey koptu. Anne kedi sanki benden yardım istemişti… ama ben hiçbir şey yapamamıştım. Yavrusunu durmadan yalıyor, onu uyandırmaya çalışıyordu. Vazgeçmiyordu… bir anne olarak sonuna kadar uğraşıyordu. O çaresizliği görmek… o inadı, o sevgiyi görmek… kalbimi paramparça etti.
Elime kan bulaştığını fark ettim ama nereden olduğunu anlayamadım. Sabah baktığımda, yavrunun kulağının yanında, başının arkasında küçük bir kanama vardı. Neden oldu, nasıl oldu… hâlâ bilmiyorum. Belki doğumdan, belki başka bir şeyden… ama bilmemek insanın içini daha çok acıtıyor.
23 Nisan gecesinin sabahında doğmuştu… daha dünyayı doğru düzgün göremeden… 29 Nisan sabahında aramızdan gitti. Daha küçücük, sıcacık bir can… şimdi yok.
Kardeşi yalnız kaldı. O minicik beden artık tek başına…
Anne kedi ise sessiz… ama gözlerinde kocaman bir hüzün var.
Ben de öyleyim… içimde tarif edemediğim bir boşluk var. Sanki elimden bir hayat kayıp gitmiş gibi… sanki yetişebilirmişim de yetişememişim gibi.
Çok üzgünüm… gerçekten çok.