3 Şubat 2026 Salı

MİNİK CANIMA 🕊️🤍

 minik kalp,🤍

yılın ilk günü kapıma değil
hayatıma geldin.
canın yanıyordu ama yine de yürüdün,
bir kapıyı çaldın… beni seçtin.

kısa sürdü biliyorum,
keşke daha çok zamanımız olsaydı.
ama bil istiyorum:
üşümedin, aç kalmadın,
son anlarında yalnız değildin.
seni sevdim.
elinden geldiğince.

gece 2.30’da giderken
kalbimde bir yer bıraktın.
küçücük bedeninle
koca bir iz.

koş şimdi canım,
acımayan bir yerde.
beni hatırlamana gerek yok,
ben seni hep hatırlayacağım.

26 Ocak 2026 Pazartesi

KÜÇÜK PRENS

 

"Çocuk sessizce çöle bakıyordu. Yıldızlar sanki ona göz kırpıyordu. Her biri bir hikaye anlatıyordu, her biri bir sır saklıyordu.
‘Büyükler her şeyi sayılarla ölçer,’ diye düşündü. ‘Ama onlar kalp ile görmeyi unuttular.’

O, yolun uzun olacağını biliyordu, bazen yorulacak, bazen yalnız kalacaktı. Ama yine de korkmuyordu. Çünkü bir gülü vardı. Bir dostu vardı. Bir hatırası vardı.
İnsan sevdiği şeylere karşı sorumludur. Bir kez kalbini bağladıysan, artık kaçamazsın.

Ve o an anladı ki, gerçek hazine uzaklarda değil... insanın içindedir."

23 Ocak 2026 Cuma

GÜNÜMÜZ İNSANI

Amerikalı etolog (Canlıların davranışlarını doğal ortamları içinde inceleyen bilim insanı) John Calhoun’un “25’inci Evren” deneyinde her şeyin hazır olduğu bir ortamda canlıların nasıl davrandığını gözlemlemek ister.

Denek olarak kobay fareleri kullanır ve bunun için kusursuz bir düzen kurulur. Bol yiyecek vardır, su sınırsızdır, yuva yapmak için malzeme fazladır, alan geniştir. Yani fareler için bir tür cennet. Bu ortama yalnızca dört çift fare bırakılır.

Başlangıçta her şey yolundadır. Fareler hızla ürer. Nüfus yaklaşık her 55 günde bir ikiye katlanır. Ancak deneyin 315’inci gününde fare sayısı 600’e ulaştığında sosyal düzen bozulmaya başlar. Gruplar oluşur, hiyerarşi başlar.

İdeal koşullarda normalden daha uzun yaşadıklarından yaşlı ve güçlü olanlar çoğu alanı işgal eder, gençlere yer bırakmaz. Bazı genç fareler yaşlılar tarafından dışlanmaya başlar. Dışlanmış erkeklerin psikolojileri bozulduğundan eşlerini korumayı bırakırlar. Ardından saldırganlaşırlar.

Mecbur kalan dişiler yavruları savunur. Ancak bir süre sonra dişiler de değişmeye başlar. Kendi yavrularına şiddet uygular, hatta öldürürler. Doğurganlık hızla düşer. Genç fareler arasında ölüm oranı artar.

Bu süreçte yeni bir fare tipi ortaya çıkar, “Güzeller”. Bu erkek fareler kavga etmez, çiftleşmeyi reddeder, alan savunmaz. Sadece yer, içer ve kendilerini temizlerler. Sosyal ilişkiden ve sorumluluktan tamamen çekilmişlerdir. Zamanla ‘güzeller’ ve ‘inzivaya çekilen dişiler’ çoğunluk haline gelir. Artık doğum yoktur. Genç farelerin yaşama şansı sıfırlanır.

Yiyecek hâlâ bol olmasına rağmen yamyamlık başlar. Çiftleşme durur. Sosyal bağlar kopar. Deneyin sonunda, 1780’inci günde Fare Cenneti’ndeki son fare de ölür. Ortam kusursuzdur ama yaşam bitmiştir.

Calhoun bu deneyi 25 kez tekrarlar. Sonuç her seferinde aynıdır. Sürekli rahatlık, canlıyı yaşatmaz. Mücadele ortadan kalktığında, yaşam sevinci de çözülür.

7 Ocak 2026 Çarşamba

YENİ BİR...

ALT TARAFI FİNCAN 




Evcil hayvanlarla konuşan kişiler genellikle yumuşak iletişim tarzına sahiptir. Ses tonu sakin, kelimeler yönlendirici, yaklaşım sabırlıdır. Psikolojiye göre bu durum sadece hayvana yönelik değildir, iç konuşmayı da şekillendirir. Zamanla daha anlayışlı ve toleranslı bir iç ses gelişir.


Bakım enerjisi oldukça belirgindir. İhtiyaçlar takip edilir, düzen oluşturulur, sorumluluklar aksatılmaz. Aksilik yaşandığında öfke yerine çözüm arayışı devreye girer. 'Halledeceğiz' yaklaşımı, hem hayvana hem ilişkiye güven hissi kazandırır. Bu tavır arkadaşlıklar ve aile ilişkilerinde de kendini gösterir.


Evcil hayvanlarla iletişim kuran kişiler sözcük dışı işaretlere oldukça duyarlıdır. Bakışlar, duruş, enerji değişimleri hızlı şekilde fark edilir. Huzursuzluk ile heyecan arasındaki fark kolayca ayırt edilir. Zamanla sezgisel bir okuma becerisi gelişir.

Hayvanlarla kurulan ilişki belirsizlikle baş etme pratiği sunar. Ne söylendiği değil, nasıl hissettirdiği önem kazanır. Tahmin yapılır, tepki gözlemlenir, ardından davranış ayarlanır. Psikoloji alanında esnek uyum becerisi olarak tanımlanan bu durum, insan ilişkilerinde de güçlü avantaj sağlar.


Evcil hayvanlarla konuşma alışkanlığı genellikle bağlantı kurma ihtiyacıyla ilişkilendirilir. Küçük bir kuyruk sallanışı, sessiz bir bakış ya da yavaşça yapılan esneme, iletişim başlatmak için yeterlidir. Sözcükler, temas kurmanın en kolay yolu haline gelir. Ev ortamı daha sakin hissedilir, gündelik anlar daha anlamlı yaşanır.

Bu kişiler gündelik rutini ilişki alanına dönüştürme eğilimindedir. Ses tonu yumuşar, beden dili gevşer, zihin anda kalır. Psikolojiye göre bu tarz iletişim, stres seviyesini düşürür ve duygusal regülasyonu destekler.

Aynı yaklaşım sosyal ilişkilerde de görülür. İsimle hitap etmek, küçük başarıları fark etmek, sessiz anlarda bile temas kurmak... Hepsi aynı alışkanlığın farklı yansımalarıdır.

31 Aralık 2025 Çarşamba

BANA SURAT ASMA, HAYAT, MİSAFİRİM SONUÇTA, KALKAR GİDERİM.....🖤

Uzayıp giden hayat yolunda, yolumuzun kesiştiği insanlar bizim için önemlidir. 

Yollarımızın kesiştiği insanlardan bir bölümü arkadaş olarak hem hayatımızda, 

hem de yüreğimizde yer eder.

Yıllar sonra kimisi tebessümle hatırlanır,

kimisi de acı bir yüz ifadesi ile...


Maksim GORKİ 


Aranızdaki tüm bağlar kopsa bile ismi anıldığında “güzel insan” diyebileceğiniz insanlar biriktirin...


"Yaşama sordum;

Neden bu kadar 

Zorsun?!

"Yaşam gülümsedi ve

"Şöyle dedi;

"Siz insanlar kolay 

"Şeylerin değerini hiç 

"Bilmezsiniz!!


🦋


“Yaşamın bana verdiği iki ders;

çevreni gittikçe daralt, 

gereksiz kalabalıkların seni üzmesine

izin verme. “


Franz Kafka

Artık insanlar ilginç gelmiyor. Onlarla konuşmak, bir şey paylaşmak istemiyorum. Çünkü sohbetlerin hepsi:

“Nasılsın?”

“İyiyim, sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim” diyerek başlar ve biter. Bu artık hiç de cezbedici gelmiyor. Yeni insanlarla tanışmak da istemiyorum. Çünkü herkesin sonu aynı şekilde bitiyor. Sevgi ve dostluklar sonuna kadar devam etmiyor. Şu anki hayatımda olanların çoğunu 5-10 yıl sonra göremeyeceğim. Ve buna üzülüyorum desem yalan olur. Gidenleri tutmak gibi bir niyetim yok. Hatta çoğunun kapısını kendim açıyorum.

© Dostoyevski 💫🖤

Ben kendime söz geçiririm de İçimdeki çocuk çok yaramaz! Yarım kalmış hayallerimin zillerine basıp basıp kaçıyor!
Acaba yıldızlar, bir gün herkes kendine ait olanı bulabilsin diye mi parlıyorlar?”
İyiliğin bir nedeni varsa, iyilik değildir artık o. Sonucu, yani ödülü varsa iyilik olmaktan çıkmıştır. Öyleyse iyilik, neden ve sonuçlar zincirinin dışındadır."🌻
Baktım sana  kızgın değilim, kırgın değilim,
dargın değilim, kısacası artık, ben sana 
"hiçbir şey"  değilim...
Cemal Süreyya
İnsan, kendine benzeyen biriyle uzun uzun konuşmak ister; çünkü burada duygusal bir rezonans oluşur. Yani karşımızdaki kişi bizimle aynı değerleri, benzer deneyimleri ve duyguları taşıyorsa, kendimizi daha çok anlaşılmış ve kabul edilmiş hissederiz. Böyle sohbetlerde “kendimi tamamen ifade ettim” duygusu güçlenir; çünkü karşımızdaki insan sadece sözlerimizi değil, ruh hâlimizi de hissedebilir. Bu da insana derin bir duygusal rahatlık ve güvenlik verir. Aslında çoğu zaman karşımızdaki kişiyi değil, kendimizin bir ayna gibi yansımasını ararız — bizi anlayan, içimizdeki sesi duyan birini.
Bana gelirken çiçek getiren birini değil, gelmeden önce benim için çiçek eken birini hep bekledim. Sanırım bu yüzden yalnızım. Ya öyle biri yok ya da ben çok safım
Seni mutlu eden şeyler başkalarına garip gelebilir.
Çünkü bu yol senindir, başkalarının değil. Herkesin anlayacağı bir mutluluk yoktur.
Anlayan olmasa da, hisseden sensin.
Bu yüzden… yolundan dönme.
Genç bir balıkla ilgili bir hikaye vardır. Yaşlı balığın yanına yüzüp demiş ki:
"Okyanus dedikleri şeyi bulmaya çalışıyorum."
"Okyanus mu?" demiş yaşlı balık ."Şu anda içinde yüzüyorsun".
"Bu mu" demiş genç balık . " Ama bu su. Benim istediğim şey okyanus".
Ne olursa olsun, insanın sabrı taştığında hayatından çıkaramayacağı kimse yoktur.
“Nasıl olsa beni seviyor” rahatlığıyla kimseyi sınamayın; kaybedersiniz…
"Evet" demeyi öğrendim,
insanlara şans verebilmek için.

"Hayır” demeyi öğrendim,
sonunda üzülmemek için.

"Olur” demeyi öğrendim,
yapabileceklerini görmek için.

"Olmaz” demeyi öğrendim,
yapamayacaklarını bildiğim için.

"Şimdi" demeyi öğrendim,
şu anın kıymetini bildiğim için.

"Sonra" demeyi öğrendim,
her şeyin zamanı var bildiğim için.

__Sagopa Kajmer






24 Aralık 2025 Çarşamba

AŞI-TETANOS-KUDUZ

Pazartesiden beri kedileri kısırlaştırmak için sürekli gidip geliyorum. Bugün sabah, ağzının yarısı olmayan kediyi yemek verirken yakaladım. Yakalamaya çalışırken elimin serçe parmağını fena hâlde ısırdı. Öğlen onu kısırlaştırma ameliyatı için götürdüm. Kendime de kuduz ve tetanos aşısı yaptırdım. Tetanos aşısını 5 yıl boyunca tekrar yaptırmam gerekmeyecekmiş. Eğer yaşarsam, 2030 yılına kadar… Unutmamak adına buraya yazıyorum.

Kuduz aşısını bugün yaptırdım; ayın 27’sinde, 31’inde ve yılbaşından sonra tekrar vurulacakmış. Şükür ki koldan vuruluyor bari. Aslında benim için iyi de oldu; zaten sürekli kedilerle haşır neşirim.

Bir de benim her şeyi bilen “ana kraliçe” insanın çenesi var ya, ondan da bıktım. Kocası “kral” da ayrı bir çene. İkisinden de yıldım artık. Onlar olmasa daha rahat hareket eder, daha rahat yaşarım. Gerçekten beni mahvediyorlar.



7 Kasım 2025 Cuma

İNANÇ-PANTHEON-BLA BLA

 

İnsan, neye inanırsa inansın, aslında hep aynı boşluğu doldurmaya çalışıyor. Bir tanrıya, bir lidere, bir fikre ya da bir ideolojiye… Adı ne olursa olsun, insanın aradığı şey aslında kendini aşmanın bir yoludur. Çünkü inanmak, sadece sığınmak değil; varoluşun dayanılmaz belirsizliğiyle baş etmenin adıdır aynı zamanda.


Mekanlar Değişiyor, İnsanın savaşı hep aynı


neden benim ailemle, geçmişimle bir problemim var.? Neden herkes annesinden, babasından ya da ikisinden de kaçmak istemezken  neden ben?

Sordum tabi kendime “nasıl kaçmayayım” diye. Çok uzakta değil birkaç sınır ötemizde akranlarım bana kıyasla çok daha iyi şartlarda yaşıyordu. Ben bu yaşında hala kendi annem ve babamla değil, kendime ait boyum kadar küçücük yüreğim kadar büyük bir evde kedilerimle ve sessizliğimle yaşıyor olmalıydım mesela. Çalışmayıp çalışmak istemediğim yaşlarda karın tokluğuna çalışmak yerine, hayalini kurduğum dağ evinde kitaplar okumalıydım. diye düşünmek yerine, bugün ülkenin, dünyanın hangi doğal güzelliklerini görsem de ufkunu açsam diye düşünmeliydim, düşünebilmeliydim.. Ben peki…genç yaşımda gelecek kaygısı, geçim derdi, umutsuzluk, mutsuzluk gibi duyguların arasında savunmasız değil; mutlu, geleceğe umutla bakan bir gençlik yılları geçirebilmeliydim. 

Ülkelerin kültürlerini öğrenmeliydim. şehir, ülke değiştirebilmeliydim. Açlık sınırının bile altında bir ücrete çalıştığım için ailemle aynı evde kalmayıp, kendi evimde kendi istediğim gibi yaşayabilmeliydim mesela. Ana fikir kendi hayatımızda istediğimiz gibi yaşayabilmek aslında. Ne kadar da basit ve insani bir istek, tabii yaşadığın ülke de insani ise… Yaşadığın ülke insani olmayınca ne oluyor peki? İnsanca yaşamak istediğin için yaşayamıyorsun


Sonuç olarak, Sanırım farkında olmamak lazım. Bakanlıkların bütçelerini biliyoruz da ne oluyor boş verin bilmeyelim.

Hiçbir şey bilmemek, en mutlu ya­şamdır.