6 Aralık 2015 Pazar

DAVETSİZ MİSAFİR

Birkaç gün önce işe giderken bir kedi sesi duydum sonra da korku ile karşıdan kaşıya kaçtı üzüldüm durumuna, aradan zaman geçti evde mutfakta temizlik yaparken bir kedi yavrusunun acı sesini duydum çocuklar almışlar bunu ellerine sanki canlı değil karnını sıkıyor elleri ile bu zavallıcık canının acısından bağırıyor önce çok önemsemedim seyrettim dışarıdan sonra baktım bebeler bu zavallıcığa eziyet ediyorlar dayanamadım gidip bebenin elinden karnını doyurma bahanesi ile aldım getirdim bir şeyler verdim sonra da uyumaya başladı yatış o yatış ne kadar yorgunsa kalmadı.
Mevlam yine bana bir misafir daha gönderdi davetsiz sessiz ve kimsesiz bir bebiş


11 Kasım 2015 Çarşamba

ANAMUR'MUDUR YOKSA UN AMOUR'MUDUR

Geçen hafta 29 ekim tatili ve devamındaki cuma tatili sebebiyle 1 hafta da yıllık iznimi kullanarak Anamur'a gittim ilk defa gittim ama gerçekten çok çok güzel geldi bana ruhum dinlendi adeta hele o sokak kedilerine kimsenin dokunmaması rahatlıkla çöpleri karıştırmaları insanların bazılarının ellerinden geldiğince onları beslemeleri beni kalbimden vurdu adeta
Hava çok güzeldi atta deniz sefası bile yaptım, çocuklar gibi mutlu oldum ama hep bir tarafım eksik oluyor nedense sevdiklerim yanımda olmayınca kendimi suçlu gibi hissediyorum mutlu olduğumda; biliyorum benim mutluluğum onları da mutlu ediyor ama işte o ama olmasa




23 Ekim 2015 Cuma

YÜREK

Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi.,
Toprağa ne ekildi de bitmedi.
Bu Dünya'ya kim geldi de gitmedi.
Hangi dert hangi sıkıntı bitmedi.
Allah'ın rahmeti mağfireti kime yetmedi.
Kim gizli gizli yalvardı da O işitmedi.
Kim Rabbim dedi de O buyur kulum demedi.
Yürek, Kalp ne güzel isimlerle betimlenmiş, Kalbimiz vücudumuz da küçük bir yer işgal etmekte ama öyle büyük ki üstlendiği görev; eskiden insanların evleri küçük, hayatları sınırlı, fakir ve kalabalıklarmış, üstelik şimdiki gibi sevgililerin görüşmesi bile imkansız iken o insanların ne büyük yürekleri varmış.Her türlü sevgiyi de sevgiliyi de yüreğe sığdırabiliyorlarmış, şimdi şimdi anlıyorum. Bugün her şeyimiz oldu ama yüreğimiz küçüldü o küçük yüreğe de neyi sığdıracağımızı şaşırdık birini alalım derken diğerini atıyoruz yüreğimizden.


10 Eylül 2015 Perşembe

BİR KAYISI AĞACI

Şarkıdaki gibi bugün benim doğum günüm. Bir yaş daha aldım. İnternet'te sörf yaparken birisi sayfasında bu şiirin başını paylaşmış çok hoşuma gitti bu şiiri ve öyküsünü buldum, beni çocukluğuma, anılarıma taşıdı...bu şiir bana benden hediye olsun.
“Bir Kayısı Ağacı” isimli şiiri ve hikayesi şöyledir: 1945 yılında Dinekbağ Mahallesinde tek göz odada bir aile yaşar. Genç anne-baba, küçük bir çocuk. Baba iş bulursa yevmiye ile çalışır. Hiçbir şeyleri yoktur evlerinin önündeki kayısı ağacından başka… Kayısılar meyve verdiğinde kuru ekmeklerine katık yaparlar… Satabilirlerse yumurta, zeytin, gaz alırlar. Genç baba, devlete yol parasını ödeyemez… Kayısı ağacından başka da hacz edilecek bir şeyleri de yoktur. Bir gün haciz memuru ağacın gövdesine sarı haciz varakasını asar. Sonra vururlar baltayı… Ve… O tarihlerde Kırşehir’de iki yılını sürgün geçiren şair Abdülkadir MERİÇBOYU bu öyküyü böyle dizelere döker
Ben bir kayısı ağacıyım Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
Küçücük bir ev önünde yaşarım yapayalnız.
Yılda bir çiçek açar, yılda bir kayısı veririm, avuç içi kadar.
Yaz olur, bir kadın silkeler dallarımı,
Bir çocuk yerde bağırır, güler,
Bense hoşnut olurum.
Hem zaten benim ne söğütler gibi nezaketim vardır,
Ne kavaklar gibi gururum.
Ben bir kayısı ağacıyım Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
Dinekbağı'nda üç insan severim,
Bir çocuk, bir genç kadın, Bir genç adam
Benim kadar sessiz sedasız,
Benim kadar halim selim.
En güzel Ay nisan ayı, toprak yumuşak yumuşak, en güzel ay nisan ayı.
Yağmur yağdı, çiçek açtı, bir hoş oldu içerim,
En güzel ay Nisan ayı.
Kavaklar uzakta upuzun, bir sağa, bir sola, başı döner kavakların.
Ben bir kayısı ağacı, başımda çiçeklerim.
Ben bir kayısı ağacı, üç insan severim:
Bir çocuk, bir genç kadın, bir genç adam.
Çocuğun adı Ahmet, kadının adı Fatma, adamın adı İbrahim.
Ahmet küçük ve sarı,
Fatma tombul ve beyaz,
İbrahim uzun ve narin.
Bir tek Toprak odaları var üçünün,
Toprak odanın bir tek penceresi.
Ben bir kayısı ağacı,bazen eğilir bakarım odaya,
Yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
Duvarda bir eski kırık ayna,
Yerde bir eski kilim, bir eski hasır.
Bir kayısı ağacı,bazen eğilir bakar odaya, çiçeklerinden utanır.
Dün gece, gaz yakamadılar,
Ayışığında gördüm üçünü.
Üçünün suratı asık.
Önce oturup zeytin Ekmek, taze soğan yediler,
Sonra baktılar birbirlerinin gözüne, sonra esnediler.
Gökyüzü bembeyazdı.
Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
Gökyüzünde kavaklar…
Fatma uzandı İbrahim'in yanına, sağa döndü.
Tombul,beyaz yüzü pencerede,
Gözleri açık durdu sabaha kadar…
Çiçeği en öce kayısı döker.
Ben bir kayısı ağacıyım, döküyorum çiçeklerimi.
Yer beyaz beyaz, başım yeşil yeşil, kayısılarım memede.
Haziran gelecek, güneş yakacaktır tepemi,
Kayısılarım balla, şekerle dolacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım,
Haziran gelecek, avuç içi kadar kayısılarım Ahmet'in ekmeğine katık olacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım.
Kötü bir düşüncedir almış beni.
Geçti bağları budama zamanı, dedim,
Dedim, çarşıda dört döner İbrahim,
Dedim Ekmek parası, zeytin parası, gaz parası.
Dedim, insanlar neden yaşatılmıyor ağaçlar kadar olsun.
Ben bir kayısı ağacı.
Fatma'nın, İbrahim'in, Ahmet'in yumurtası, şekeri, eti.
Gittikçe artmakta kederim.
Günlerden pazartesi…
Gene geldi, elinde çanta, o şişman adam.
Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
Ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
Durmuş İbrahim kapıda,
Yüzü dalgın ve sinirli, bakıyor eli çantalı şişman adama.
Şişman adam uzattı gövdeme elini,
Pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
Büktü boynunu kuzular gibi.
Ben bir kayısı ağacı.
Gövdemde sarı kağıt.
Yol parasını verememiş İbrahim,
Verilmiş haciz kararı.
Yapmayın, dedim.
Yılda bir çiçek açarım, dedim.
Etmeyin, dedim.
Ekmeğe katık oluyor kayısılarım, dedim.
Bir öğle vakti baktım, kavaklar uzakta upuzun,
Bir sağa,bir sola.
Ben kışlık odun, altı lira




18 Ağustos 2015 Salı

KAYIP

"hep sonrada gelir aklım" ne güzel söylemiş söyleyen bu sıralar Tarkan'ın Kayıp şarkısını döndürüp döndürüp dinliyorum seviyorum sözlerini ve müziğini
Hazin bir siyaha boyandı bulutlar
İkimize ağlar bu nazlı yağmurlar
Umudum azaldı, geçiyor zamanlar
Ayrılık efendi, kulu biz aşıklar

Ellerin avucumda soldu
Yaralı bir ürkek kuştu
Biten bir aşktan çırpınıp uçtu

Yolun açık olsun demek isterdim
Boğazım düğümlü, sözlerim kayıp
Bir daha ömrümce kimseyi sevmem
Çünkü bu bedende yüreğim kayıp

Beyaz cennetlerden inecek melekler
Seni korur onlar; dualar, dilekler
Bense bu sevdanın uzak gurbetinde
Savrulurum her gün senin hasretinle

Yarım kalan bir hikayeyiz artık seninle
Ayrı yollara yürüyoruz
Hayat bu...
Serseri bir rüzgar gibi estin sen şimdi uzaklara
Ben göğsümde solgun bir gülle yaşarım yıllarca
Yaşamaksa bu!
Ayrı akşamlara yatıp
Ayrı sabahlara uyanırız bundan sonra
Hataları aşk sanıp
Başka tenlerde avunuruz boşuna
Ve gizli gizli yaralanırız
Şunu bil ki daima
Ben, en güzel yeri hatırana saklarım
Talan olmuş gönül bahçemde
Saçlarımda tel tel hüzünlerle
Gözlerimde azalan güneşlerle
Ben hep seni beklerim bu şehirde
Bir gün dönersin diye

Kendine iyi bak ey sevgili!