27 Ocak 2015 Salı

KURALLAR, KURALLAR

KURAL 1: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma! Bedel ödemek istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer yalnız kalmaktan korkup seni sevmeyen biriyle birlikteysen, birlikte olmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmedine bakarak kararlarını ver
KURAL 2:Asla kendinden şüphe etme...Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.
KURAL 3: Asla farklı olduğun için üzülme. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla... Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma.
KURAL 4: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren.Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir yada duymak istemediklerini söyleyebilir; korkma...ve içindeki sesi dinlemeye devam et.
KURAL 5: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, başkalarını da dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış.
KURAL 6: Ailen dışındaki insanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Başka insanlar üzülmesin diye asla kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyor ve dayanabiliyorsan, onlarda kaldırabilir ve dayanabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Sende o insana değer verme; bu insanları değiştirebileceğini yada sana zamanla önem vereceklerini sakın düşünme. Sana karşılıksız sevgi veren ve senin için her şeyi göze alabilecek tek insanlar ailendir.
KURAL 7: Kaybetmekten korktuğun ve sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine asla inanma. Sevgi insanın kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakarlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan...
KURAL 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Kendini sev, içindeki çocuğa şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme... Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kırıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çık kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin verme.
KURAL 9:Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme... Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önleyebilirsin.
KURAL 10: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dost mu yoksa düşman mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer kendinin dostu olabilirsen…
KURAL 11: İnsanlar seni çıkarları kadar önemser, umursar ve nazik olurlar.Bu yüzden sende onları çıkarın kadar önemse, umursa ve nazik ol, kırmak için konuşma, ama seni kırarlarsa sende onları kır...bilinçli olarak üzmeye çalışma kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama. Doğayı, hayvanları ve iyilik adına olan her şeyi sev ve kucakla...
KURAL 12: Asla tecrübe kazanmaktan korkma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma bilge insan hayatı yaşayandır. Cesur insan korkusuzca devam edebilendir.Kahraman insan tüm acılarına rağmen yenilmeyendir. 
KURAL 13: İnsanların hep yardımına koşsan da, en zor anlarında yanlarında olsan da, hatta; hep fedakarlık yapan sen olsan da, yine de kimseye yaranamazsın. Herkesin işine yarayacağın kadar iyisindir bu hayatta; 
UNUTMA! EN DEĞERLİ KİŞİ SEN'SİN

14 Ocak 2015 Çarşamba

ŞÜKRAN

Hayatımın geneline baktığımda yaptığım şeyler hep aynı gibi görünüyor. Sabah erken kalk, işe git, eve gel, yemek ye yarın için kedilerimin yemek işlerini düzenle, hafta sonu yapılacak işleri düşün ve planla, çamaşır, bulaşık...vs, vs...
Tatile gidince de yaşasın günler, her şeyi unutup, sefa sürmek isterim... Rutine dönünce de şikayet etmeye başlarım, yine iş, yine baş ağrısı, off ki ne off
Oysaki beni ben yapan bu rutin aslında.
İyi ki ailem var, annem, babam, yakınlarım, kedilerim, etrafımdalar; beni ben olduğum için seviyorlar....Onlara vakit ayırmak, onlar için bir şeyler yapmak, onların sesini duymak, yüzlerini görmek, onlarla haşır neşir olmak, onları mutlu görmek, onları sağlıklı görmek...
İyi ki kıllım-dıllım var. Her gün akşam evimde olan, ayrıyken özlediğim, yanımda hayatıma anlam katan, hayatı beraber yaşadığım, bana yakın bulduğum (biraz nankör olmasa)
İyi ki işmi var, uğraşacak, didinecek, var olanı daha iyiye götürecek maddi gücüm iyi ki var, İyi ki sabahtan evden çıkmak için güzel bir nedenim var, üstelik bundan para da kazanıyorum.
İyi ki evim var, pencereden baktığımda göreceğim aynı manzara, alışkanlıklarım, demleyeceğim çay, kendi köşem, başımı koyacağım yastığım yatağım...
Ödenecek faturalarım, altından kalkamayacak gibi olduğum işlerim, aldığım riskler, tehlikeye attığım paralar var belki; ama kazanacak başarılarım, yazılacak yazılarım, söylenecek sözlerim, edilmemiş muhabbetlerim de var.
Rutin dediğim, alıştığım için; bazen de adından sıkılarak söz ettiğim genel düzenim olmasa hayatım rayından çıkardı.
Bir büyüğüm şöyle derdi: “İnsanın çizginin öbür tarafına geçmesi an meselesidir, bir anda bir yakınlarını kaybedebilir, bir anda iflas edebilir, bir anda tüm sorumluluklarının içeriği değişebilir, bu yüzden yeter ki sağlık olsun.”Sağlık olsun kadar içeriği dolu bir ifade var mı?
Sağsak, her şeyin bir çaresi bulunuyor, yeter ki ümutlu, istekli ve çalışkan olalım. Hayattaysak çözemeyeceğim(iz) hiçbir mesele yok. Her yeni gelen gün bana ve bize bambaşka güzellikler getiriyor olabilir. Günün rutininden sıkılmak, yakınmak yerine, onun için şükretmem gerekiyor. O rutinin bittiği an, oturup düşünmem gereken bir şeyler var demek
O rutin, beni hayata bağlayan, beni ben yapan ayrıntılar. Her gün aynı saatte ayağa kalkabilmek bir mucize aslında... Hastalanıp başkalarına ihtiyaç duyarak ayağa kalkmak zorunda olmamak...
Evden çıkıp yorucu ve sıkıcı işe gitmek de şükretmem için bir sebep, işi olmayan olsa da o işe herhangi bir sebeple devam edemeyeler var bir yerlerde.
Öğlenleri hep aynı yemekhanede yemek yemek, sonra aynı güzergahta yürüyüp servisi beklemek sıkıcı gibi görünse de bunu yapamayanlar, gidemeyenler benim yerimde olmak isteyenler de var.
Şükredecek çok şey var; sağlıklıyım ve rutin bir hayatım var...
Ölüm Allah'ın emri, bir ona çare yok; ama onun dışında hayatı daha anlamlı yaşamak, halimden memnun olmak, yediğim her lokma ekmek için, attığım her adım için şükretmeyi bilmem çok önemli.
Ben bu sabah uyandığımda gözlerim dolarak rutinimin dışında olmadığım için şükrettim.
İyi ki alışkanlıklarım, alıştıklarım, hayallerim, hedeflerim, sevdiklerim ve kedilerim var.
İyi ki şükredecek çok şeyim ve bunu fark eden bir tarafım var.

Hayat ne kadar güzel, yeter ki bütün kutsal kitapların en büyük öğüdü olan ŞÜKRETMEYİ unutmayayım.


31 Aralık 2014 Çarşamba

23 Aralık 2014 Salı

HAYATIMIZI GÜZEL KILMAK İÇİN...

Aslında hepimizin elinde olan ama çoğumuzun kullanmayı bir türlü beceremediği o gizemli anahtar; Oysa ki kullanmayı bilenler hayatın o en güzel anlarını iliklerinde hisseder, Mutluluğunun farkına varıp hayatına yeni mutluluklar katar. - İyice tanımadan hiç bir insana asla güvenmeyin; acı çeken hep siz olursunuz.
- Sizin varlığınızı dikkate almayanı sizde hiç dikkate almayın.
- Konuşmayanla asla konuşmayın
- Güven(e)mediğiniz birisi ile asla dostluk yapmayın
- Yalanını yakaladığınız kişinin düzelebileceğini düşünmeyin.
- İnsanlara doğru değer verin ve haketmeyenleri silin
- Kimseye yalvarmayın ve karşısında asla ezik olmayın
- Sır tutmasını çok iyi bilin ve sırrınızı kimseyle paylaşmayın
- Dosttunuz var ise onun değerli olduğunu bilin.
-Hakettiğiniz sevgiyi alamadığınız zaman üzülmeyin, sorunun siz olmadığını bilin.
- Sizi sevenler ile sizi kullananları iyi ayırt edin
- Sizi dinleyip anlama niyeti olmayanlarla asla tartışmayın
- Kendinize saygınızı yitirmenize neden olacak hiç bir şeyi yapmayın
- Gözyaşlarınızın değerini bilin ve onları haketmeyenler için asla harcamayın
- Kendinizi olabildiğince sevin.
Bunlara benzer örnekleri çoğaltmamız mümkün elbette ama bunların pek çoğunu fark edebilmemiz için mutlaka bir şeylerin sebep olması, bize bir şekilde hatırlatılması gerekiyor. Oysaki…

5 Kasım 2014 Çarşamba

BİR ALINTI

Hayat dediğin kısa bir an gibi, fark edemeden bitiyor. Geçmiş ne kadar hızlı geçtiyse, gelecek de aynı hızla yaklaşıp bir gün geçmiş olacak.
Yaşamın süratine yetişemediğim veya altında ezildiğim zamanlarda düşünüyorum, neden buradayız? Hepimizin farklı dertleri, farklı hayalleri ve istediği bir hayat şekli var. Çoğumuz düşlerimizin tamamını başaramıyoruz. Başardıklarımızın ise, gerçekten istediklerimiz olduğu şüpheli.
Benim hayalim bahçe içinde bir ev, öyle büyük, gösterişli olmasına gerek yok. Mütevazı, sade ama şirin bir evde yaşamak istiyorum. Büyük şehirde yaşamak, tüm olanaklarından faydalanmak demektir. Oysa bu şehrin koşuşturması hiçbir şeyin tadına varmaya müsaade etmiyor.
Yerini ve evi bulduktan sonra bir de araba lazım. Gece canım sıkılınca, atlayıp dostlara gelebilme özgürlüğüm olmalı. O da tamamsa, o güzel evde yalnız uyumamak sorununu halletmek gerekecek. Aslına bakarsanız, diğer her şey maddi olarak çözülebilir ancak şu kolunda uyunması istenilen zatialiyi nereden bulacağız? Çünkü benim istediğim o zatialinin fazla özelliği olması gerekiyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, senin özelliğin ne olaki? Ya gönül bu işte! Madem olacak iyisi olsun diye hayal ediyor. Ona da mani olamam değil miki! Gözümün önüne gelen resimde, ben ve sevgili sevgilim bahçede oturmuşuz. Bir bahar akşamı, rüzgar tatlı tatlı esmekte. Sevgiliciğime bir hırka getiriyorum, omuzlarına örtüyorum, üşümesin diye. O hırkanın da ne manası varsa, her hayalimin ortasından çıkıverir. Neyse, mutfakta iki bardak sütlü kahve pişiriyorum. Kokusu rüzgarla bahçeye kadar ulaşıyor. “Ellerine sağlık hanım” diyor sevgili sevgilim, uzanıp kahvesini alırken. Afiyet olsun 'bey'diyorum.
Bir salıncak atmışız bahçeye, pisimiz yatıyor nazlı nazlı gözlerini söyle bir açıyor uyuşuk uyuşuk hiç istifini bozmadan tekrar kapatıyor hadi olmuşken bir de dere akmalı çitin kenarından. O gün duyduğum zararsız dedikoduları anlatıyorum. Bıyık altından gülümsüyor. “Siz kadınlar ne kadar bayılıyorsunuz dedikoduya” diyor ve kendi soruyor hikayenin devamını. O zaman da ben gülümsüyorum. İkimizin elinde kitaplar, tartışıyoruz. Mevlana’yı, Fuzuli'yi, aşkları, ilişkileri, kadınları, erkekleri, gündemi, geleceğimizi…
Bu kadar basit bir hayal aslında, olmaz değil! Ancak sorun şurada ki, ben içinde hem yürek, hem mantık olan adamlara sevdalanıyorum. Biraz babacan, biraz otoriter ama mutlaka akıllı ve kültürlü! Bilmediğim dünyaların kapılarını birlikte açalım istiyorum. Ya da o önden gitsin, bana yolu göstersin. Böyle bir adam tanıyorsanız, lütfen bana yollayın, şu zavallı gönlüm yeniden sevmeyi öğrensin.

31 Ekim 2014 Cuma

GARİP VE PRENSES MELEK OLDU

İçimde bir garip hüzün var, ne yapsam olmuyor.Sizi severken, üstelik sizinde beni sevdiğinizi bilirken bilemiyorum. Ellerimin size dokunmadığı bir dünyada yaşamaktan, sizleri yanımda hissedememekten yorgun düştüm. Kurduğum bütün hayaller boşuna, hiçbirini gerçekleştiremiyorum, etrafı sularla çevrili yalnız bir ada gibiyim. Arada bir konan kuşlar da olmazsa, içimde yaşayan bir nefes kalmayacak.Sabretmeyi öğrenmiştim ama bu kadarı beni bile aşıyor. Taş olsa çatlardı diyorum. Zor demek ki; ben beceremedim özür diliyorum. İçimde hiçbir kırgınlık taşımadan, sadece kendi beceriksizliğime kızarak, şu minnacık yüreklerinizi yanımda tutamayışıma içlenerek, rüzgarda çarpan kapılar gibi, sürekli kendime çarparak yaşamaktan sıkıldım. Neden bunca yalnızlığa asılı kalıyorum, Sonra sordum kendime, cevabını bulamadım. İnsan, sevdikleri için bir şeyler yaptıkça mutlanıyor, işe yarar mı hissediyor acaba? Yüreğim öyle yorgun ki tahmin edemezsiniz. Sizden önce de birikmiş vurgunlarım var zaten benim. Daha onları temizlememişken, bir başka acıya tahammül etmek, kader bunu bana tekrar yaşattın ya siz'sizliği, ayrılığı da yadırgayamıyorum demek ki!İçimde bitirilmemiş düşlerim, cebimde sizlerle kurulmuş hayallerim, bir türlü anlatamadığım sevgim, beceriksizliğim ve isminiz yazan kalbimi elime aldım, arkanızdan söyleyecek güzel söz çok, benim anlattıklarımdan başka, yani, bu ayrılık beni tekrar vuracak İçimde biraz burukluk olsa da, nefes aldığım sürece sizi aklımın, kalbimin bir yerinde tutacağım biliyorsunuz. Nerede olsanız da, hangi derdin içine girmiş olsanız da, sizi dualarım koruyacak. İnşaAllah, eminim ki sizi seven bir kalbin ettiği güzel dualar, bu koca evrende kabul göreceği yere ulaşacaktır. 
Artık vakti geldi galiba 
ve 
galiba gidiyorsunuz sevgili canlarım
Allah'ıma emanet olun.